4 Mayıs 2013 Cumartesi

BÜYÜKADA'YI KEŞFETME ZAMANI..




En son iki yıl önce doğum günümü Büyükada’da kutlamıştık.Yazın ortasında doğmuş olmamdan ötürü oldukça sıcak bir gün olmasına rağmen, bisiklet turumuzu asla unutamam.Çok keyifliydi.Hatta birkaç aydır   ’adalara gidelim bisiklete binmek istiyorum’  söylemlerim sınırsızlaşmaya başlamıştı.Sonun da kavuşma anı.

Adadaydık!

Küçük bir keşif turu ve kahvaltı faslından  sonra planlar yapmaya koyulduk.

Bisiklete binme arzumu  faytonla gezme heyecanıma tercih etmiştim bir anda.Doğru seçim olduğunu  fazlasıyla mutlu  ve tahmin edemeyeceğiniz kadar eğlenmiş olmam destekliyordu sonrasında.



Özellikle koltuk renginin Beni yansıtması ayrı bir torpildi.




Görmüş olduğunuz manzara karşısında gerçekten mutluluk ve huzur duyacaksınız. Görsellik ve doğa adına her şeye ruhunuz biranda doyuyor. Yakalamış olduğum birkaç ahşap yapıyı görmenizi isterim.





Fayton yolculuğumuz Aya Yorgi’ye çıkmak üzere son buldu.Bu dik yokuşu tırmanmak oldukça yorucu aslında.Zavallı eşekleri bu yokuşu çıkmak için kullanan insanlara  bir hayli sinirlenip, tepki göstermemek mümkün değil tarafımdan.Azıcık hareket, biraz azim Ey İnsanoğlu! Hatta bir eşeğin çitlerin arasında kiralanmayı beklerken ki  o duruşu , sanırım uzun zamandır bir insanda bile göremediğim  masum ifadesiyle Beni kendine hayran bıraktı.Fotoğrafını çekmek istesem de, popüler eşeğimizin hayran kitlesinden sıra gelmesini beklemek istemedik. 




Faytonumuza veda etsekte, Aya Yorgi’ye çıkmadan önce etrafa biraz daha göz atmak istedik.Hediyelik eşya stantlarında  ada da en çok dikkatimi çeken bu işlemeli bakır setlerdi.



Ardından gördüğüm tay ile deliye döndüm.Evet, biraz korksam da yaklaşarak fotoğrafını çekmeyi başardım.Öylece durup  gözlerini dikerek kişnemesi ürkütmüştü azıcık da olsa.Bu da itiraf köşem olsun.

Ama çok sevimli, değdi doğrusu.




Peki ,  fotoğrafta göremediğiniz kadar çok fazla güzelliğe sahip olan, altın gibi parıldayan bu  ata ne demeli !



Aya Yorgi yolunu tırmanmanın zamanı gelmişti artık.Taşlı  ve oldukça dik olan yokuş, gerçekten zorluyor.Azap yolu olarak bilinmesinin sebepsiz olmadığını öğrenmiş olduk deneyimleyerek.

Tepeye doğru yol alırken kaşık adasını da rahatlıkla görebilirsiniz.




Aynı şekilde Büyükada’nın tepesine baktığımızda hemen gözümüze çarpan 1899 yılında bir Fransız firması tarafından inşa edilen Büyükada Rum Patrikhanesi’ni  görebilirsiniz.Dünyanın en büyük ahşap binası olduğu iddia edilmektedir.



Yolun başlangıcından sonuna kadar sanki sonu yokmuşçasına yollara bırakılmış, uzayıp giden iplikler çok dikkat çekiciydi.Hani şu Hansel ve Gretel masalında yolu bulmak için bırakılan ekmek kırıntıları gibi size pusula oluyorlardı adeta.Ağaçlara dolanmış ve her adımınız da  sizi takip ettiren bu iplerin anlamı ise, tabi ki Bana göre hurafe diyebileceğim dilek ve isteklerin bir gösteriş biçimi.İnananların bu yolu sessizce ve ellerinde ki makaraları açarak çıktıkları , ardından bu başarı mutluluğu ile kiliseye ulaşarak dileklerini dileyip mum yakmaları bir inanışın göstergesiymiş.





Kiliseyi gezdiğinizde motifleri  incelemenizi,   kilisenin önemli bir adak ve ziyaret noktasına dönüşmesine sebep olan efsane hikayesini  de okumanızı  öneririm.





Tepede eşsiz manzara eşliğinde yemek yiyebileceğiniz ve enfes olduğu söylenen şaraplardan tadabileceğiniz bir  lokanta da bulunmaktadır.

Bizim tercihimiz ise , sahilde bir lokantada yemek yemekten yanaydı.






Şişe manzaralı da olsa, görmenizi istedim.Deniz ürünlerinin yüzde doksanını  oluşturduğu menüde eğer benim gibi balık ve türünü sevmeyen birisiyseniz birkaç alternatif seçenek daha bulabileceğiniz, hem lezzetli hem de sakin bir yemek için doğru bir tercih Kıyı Restoran.




Asla yemediğim ve yemeyeceğim bir tür olsa da, damak tadına uygun olanlar için arkadaşımın Sizlere tavsiyesidir;  kulak verin derim.




Küçük , sevimli ve  bir hayli aç misafirleriniz de olacaktır.


Yediklerinizi eritmek için ufak bir tur attıktan sonra , dilerseniz son adım olarak meşhur spesiyalitelere sahip olan Prinkipo Dondurmacısında waffle ya da dondurma yiyerek turunuzu tamamlayabilirsiniz.Yemek açısından çok kalorili bir gün gibi görünse de inanın harcadığınız enerji ve doğal şartlar karşısında küçük bir kaçamaktan öteye gitmeyecektir.

Mevsim itibarı ile hava şartları zorlamadan  ve turistlerin yoğunluğunun henüz hissedilmediği bu zamanlarda, İstanbul içerisinde günü birlik tatil etkisi yaratabileceğiniz, doğa ile iç içe harika  bir tur kesinlikle.


Gezin ve Görün, Hayatınızın her zaman  Mavi ve Yeşil kadar Huzur Vermesini Diliyorum..





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder